28 Temmuz 2018 Cumartesi

Mark Twain ve Ahmak Wilson'ın Trajedisi


Ahmak Wilson'ın Trajedisi
Geçenlerde Mark Twain'in daha önce hiç duymadığım bu romanını almıştım. Kapanan bir süpermarkette indirim vardı. Kitabı görünce ilgimi çekmişti. Ancak okudum.

Türkçeye 2016 yılında Macidegül Batmaz çevirisiyle kazandırılmış. Adının tam çevirisi "Pudding Kafalı Wilson'un Trajedisi". Sahibinin bebeğine bakan köle bir kadın, bebeği kendi melez bebeği ile değiştiriyor. Daha sonra 198 sayfa süren traji-komik olaylar zinciri.

Olaylar "Güney"de Mark Twain'in diğer romanlarının da geçtiği Missisipi'de geçiyor. Üstad gençliğinde nehir gemilerinde kaptanlık yapmış. Nehir gemilerinde hala anısını yaşatıyorlarmış. Pruvada duran tayfa, "Mark Twain, Mark Twain" diye bağırdıkça kaptan suyun hala derin olduğunu, geminin karaya oturmayacağını anlar, yol verirmiş.

Mark Twain'in Ernest Hemingway şöyle özetler: "Amerikan edebiyatı onun Huckleberry Finn'i yazmasıyla başladı; ondan önce bir şey yoktu, sonrasında da daha iyisi gelmedi"

Mark Twain çağındaki teknolojik gelişmeleri izleyen bir yazarmış. Romanda o yıllarda yeni yeni gelişmekte olan parmak iziyle kriminolojik incelemelere yer vermiş. Nicola Tesla'nın yakın dostu imiş. Laboratuarında çok zaman geçirirmiş. Üç adet kişisel patenti varmış.

Kitabın başında editör Selin Saraçoğlu çok yararlı bilgiler vermiş.

Romanlarındaki güldürü öğeleri raslantı değil. Döneminde iyi bir konuşmacı olarak ta bilinirmiş. Ünlü kulüplerde kalabalık topluluklar karşısında güldürü içerikli konuşmalar gerçekleştirmiş.

Yaşamının son dönemini koyu bir emperyalizm karşıtı olarak geçirmiş. Amerikan Anti-Emperyalistler Birliği başkan yardımcısı olduğu dönemde çok sayıda bildiri ve el ilanı hazırlamış, bunlar ölümünden sonra kitap haline getirilmiş. Kadınlarıa oy hakkı konusunda da ünlü bir konuşma yapmış. Maksim Gorki, Mark Twain hakkında "Twain güçlü bir edebiyatçı. Adeta yanan ateşin yanında, örsünün başında bir nalbant gibi. Sertçe veruyor ve her darbesiyle iz bırakıyor" demiş.

Ahmak Wilson'un takvimine yazdığı özlü sözler de söz etmeğe değer.

  • Bu dünyanın düzeni böyledir işte. Bir düşman bir adamı kısmen mahvedebilir, ama iyi niyetli ve tedbirsiz bir arkadaş işi tamamlar
  • Hayatı öğrenecek kadar uzun yaşayan kimse, insan neslinin ilk büyük hayırseveri olan Adem'e ne büyük bir teşekkür borcumuz olduğunu bilir. Dünyaya ölümü o getirmiştir
  • Adem ve Havva'nın birçok üstünlüğü vardı ama en önemlisi diş çıkarmaktan kurtulmuş olmalarıydı
  • Dostluğun kutsal tutkusu öyle tatlı, sağlam, sadık ve dayanıklı bir tabiata sahiptir ki borç para istenmediği takdirde bir ömür boyu sürecektir
  • Bir kedi ile yalan arasındaki en çarpıcı fark, kedinin yalnızca dokuz canı olmasıdır

11 Şubat 2017 Cumartesi

Transkateter Kalp Kapakçığı Değişimi, TAVI - Damdan Düşenden Dinleyin


Bu yazıda bir aile bireyimizin geçirdiği TAVI operasyonunu ve bu süreçte öğrendiklerimizi paylaşacağım.

Kalp-damar rahatsızlıklarından biri olan kalp kapakçığı kireçlenmesi (Kalsifikasyon) ve daralması (stenoz). Kireçlenen aort kapakçığı tam açılamıyor. İşlevini yerine getirememesi kalp yetmezliği ve akciğerde ödem oluşmasına yol açıyor. Bu ödem şiddetli nefes darlığına yol açıyor. Bu hastalık kısa zamanda hastanın kaybedilmesine yol açabiliyor (Not 1: Problem: Aortic Valve Stenosis - American Heart Association).

Geleneksel olarak açık kalp ameliyatı ile metal bir kapakçıkla değiştiriliyor. Belli bir yaşın üzerinde olan hastaların genel anestezi ile yapılan ameliyatlar riskli kabul ediliyor. Bu tür hastalarda da kaybedilme oranı yüksek oluyor. Yakın zamana kadar ileri yaşlardaki hastaların kalp kapakçığı değişimi sıkıntılı imiş.

2000'li yıllarda TAVI (Transkateter Aort Valf Implant) veya TAVR (Transkateter Aort Valf Replacement) denen, balon tedavisi veya anjiyografi ile kıyaslanabilecek bir tedavi geliştirilmiş. Cerrahi ameliyatın risk oluşturduğu hastalara kasıktan veya koltuk altından kateter ile giriliyor. Bu işlem lokal anestezi ile yapıldığı için açık kalp ameliyatının risklerini taşımıyor. Önce kapakçığın olduğu yere balon sokuluyor ve şişiriliyor. Sonra kateterin ucuna iç içe ve eş eksenli (koaksiyel) yer alan kalp kapakçığı ve balon sokuluyor. Balon açılınca stent ve ucundaki kalp kapakçığı açılarak çalışmaya başlıyor. İşlem normal olarak bir saat içinde tamamlanıyor (Not 2: What is TAVR - American Heart Association).

Stent ile birlikte takılan kalp kapakçığı sığır perikard'ından yapılıyor. Perikard, kalbi çevreleyen kese. Kapakçığın ömrü 10 - 15 yıl. Ömrü 40 yıl olan metal kapakçıktan daha kısa ömürlü ama ileri yaşlarda takılabilmesi mümkün. İleri yaşta bile olsa hasta bir kaç gün içinde taburcu olabiliyor (Not 3: Edwards Sapien Transcatheter Heart Valves).

İşlemden sonra antibiyotik, damardan kan sulandırıcı, ayrıca Aspirin, akciğerlerdeki ödemi atmak için idrar söktürücü ilaçlar veriliyor. Bu dönemde fazla su içilmemesi, "kuruyan dudağını ıslatacak ölçüde" bir kaç damla sıvı tüketimi öneriliyor.

TAVI kateteri, anjiyo kateterinden daha kalın olduğu için kasıktaki kan damarlarına veya lenf damar yumaklarına hasar verebiliyor. Kan damarları hasar gördüyse lokal anestezi ile cerrahi olarak onarılıyor. Lenf damar yumakları hasar gördüyse lenf sıvısı sızıntısı kesilinceye kadar kesinin üzerine ağırlık koyarak bekleniyor. Lenf sıvısı sızıntısının bazen aylarca sürdüğü söyleniyor.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yakın zamanda onaylandığı için artık daha güvenli sayılıyor. FDA kurumunun yeni teknolojilerin ABD yurttaşları üzerinde uygulanması onayını Dünyanın diğer bölgelerindeki uygulamaları gözlemledikten sonra daha geç verdiği söyleniyor (Not 4: FDA approves expanded indication for two transcatheter heart valves for patients at intermediate risk for death or complications associated with open-heart surgery).

Türkiye'deki hastanelerde Dünya'daki risk ortalaması olan %2'den daha az olan %1'lik risk ortalamasıyla gerçekleştirildiği söyleniyor.

Süreci anlatan bir videoyu izleyebilirsiniz:

Daha detaylı görüntüler içeren İngilizce açıklamalı ikinci bir videoyu da izleyebilirsiniz:

Youtube otomatik çeviri (Settings, auto translate) özelliğini kullanarak Türkçe altyazı ile izleyebilirsiniz.

Sağlıklı günler.

31 Ocak 2017 Salı

21. Yüzyıl Dışındaki Tarihlerle İşlem Yapmak


Giriş


Takvimleri kullanarak günleri hesaplamak karışık gibi görünür ama çok basittir. Bu yazıda temel takvim sistemlerini ve hesaplama yöntemlerini gözden geçireceğiz.

Takvim sistemleri Güneş'in veya Ay'ın hareketlerine göre kurgulanır ve tanımlanmaları için bir de başlangıç gereklidir. Biz Dünya'nın kendi çevresinde dönmesinin günleri, Güneş'in çevresinde dönmesinin yılları belirlediği miladi takvimi kullanıyoruz. Bu sistemin kökeni Jülyen takvim sistemidir. Daha sonra yapılan değişikliklerle Gregoryen takvim adını almıştır. Yıllar, mevsimlere ve aylara; günler, saat, dakika ve saniyelere bölünerek algılama kolaylığı sağlanmış, araya da haftalar eklenmiştir.

Jülyen Takvimi


Milattan önce birinci yüzyılda kullanılmaya başlanmış. Önce Dünya'nın güneş çevresinde dönmesinin tam 365 gün olmadığı farkedilmiş. Zamanın teknolojisiyle 365 gün, 6 saat olarak ölçmüşler. Artan saatleri toplayarak 4'e bölünen yılların sonuna bir gün eklemişler. O yıla da "artık yıl" demişler. Bu işler Jül Sezar döneminde başlatıldığı için adına Jülyen Takvimi denmiş (Not 1, Jülyen Takvimi). "İyi de artık yıl gününün eklendiği Şubat ayı yılın sonunda değil" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Başlangıçta Jülyen takvimi yılları diğer Güneş takvimleri gibi bahar gün dönümü olan Mart ayında başlarmış. Daha sonra başlangıcı Ocak ayına alınınca Şubat ayı arada kalmış.

Yine diğer Güneş takvim sistemleri gibi aylar da 31, 30, 31, 30, ... diziliminde başlamış. Ama sonra bu da bozulmuş. İmparator Avgustus, "Jül Sezar'ın adıyla bir ay var (Temmuz, İngilizcesi July), benim adımla anılan bir ay niye olmasın" demiş, sonraki aya kendi adını vermiş. Üstelik "Benim adımla anılacak ay kısa bir ay olmamalı, Jül Sezar'ın adıyla anılan ay gibi 31 gün olmalıdır" diyerek Şubat ayından bir gün almış Ağustos ayına eklemiş. Şubat ayı iyice kısalmış.

Gregoryen Takvim


Jülyen takvimi 16. Yüzyıla kadar kullanılmış. Astronomik ölçüm teknikleri geliştikçe, Dünya'nın Güneş çevresinde dönmesini tam 365 gün 6 saat (365,25 gün) değil, 365 gün 5 saat 49 dakika 12 saniyede (365,2425 gün) tamamladığını farkedilmiş. Buna göre yeni bir düzenleme yapılmış. 400'e bölünen yıllar artık yıl olarak korunmakla birlikte, 100'e bölünen yıllar artık yıl olmaktan çıkarılmış. Uygulamaya 5 Ekim 1582 Cuma günü tarihine 10 gün ekleyerek 15 Ekim olarak devam edilmiş. Düzenleme Papa 13. Gregor tarafından yapıldığı için bu adla anılmaya başlanmış (Not 2, Miladi Takvim). Böylece 128 yılda bir oluşan bir günlük kayma düzeltiliyor, hata payı yılda 10.8 saniyeye düşürülmüş oluyor. Aslında bu sapmadan saatler de etkileniyor. Saatlerin hesaplanmasını başka bir yazıda ele alacağız.

Tarih Hesaplama Yöntemleri


Bilgisayarların olmadığı dönemlerde takvim hesaplama işlerinde "sürekli takvim" (Perpetual calendar) adıyla çeşitli mekanizmalar kullanıldı. Bunlardan 50 yıllık bir dönemi kapsayan, denizcilikte kullanılan iç içe metal disklerden oluşan bir anahtarlık tasarımını Beşiktaş'taki Deniz Müzesinde görmüştüm (Not 3, Sürekli Takvim).

Artık yazılım sistemlerini kullanarak tarih hesaplamalarını kolaylıkla yapabiliyoruz. Bu sistemlerde tarih hesaplamaları belli günlerde başlar. Örnek olarak Gregoryen takvimin başladığı 15 Ekim 1582, Yirminci yüzyılın başladığı 1 Ocak 1900, Unix işletim sisteminin kullanıldığı 1 Ocak 1970, Kişisel bilgisayarların kullanılmaya başlandığı 1 Ocak 1980. Peki bu sistemleri kullanarak başlangıç tarihinden önceki tarihleri ifade edemez miyiz? Tabii ki ederiz. Tarihler sıralı günler olarak tanımlanırlar. Tamsayılar ekleyerek sonraki günleri bulabildiğimiz gibi, tamsayılar çıkararak önceki günleri bulabiliriz. Gün, ay, yıl olarak formatlamak için bir programlama sistemi desteğine gereksinim vardır ve hesap tablosu ofis programları bu işleri bizim için sorunsuz olarak yaparlar. Son olarak örnekleri gün, ay, yıl (GG/AA/YYYY) biçiminde yaptığımı belirteyim.

Örneklerimizi özgür ofis yazılımı LibreOffice hesap tablolarıyla yaptım (Not 4, LibreOffice). Negatif tarihlerle işlem yapabileceğiniz başka bir hesap tablosu programı veya programlama sistemi kullanabilirsiniz.

Örneklere başlarken varsayımlarımıza göre hesap yapacağımız bazı tamsayıları belirleyelim. Bir yılda 365 gün var. 4 yıl için (365 *4) + 1 = 1461 bizim için önemli. 100 yıldaki gün sayısı (1461 * 25) - 1 = 36524 sayısını buluyoruz. Çıkardığımız 1, 100'e bölünen yılların artık yıl olarak kabul edilmemesinden dolayı. 400 yıldaki gün sayısı (36524 * 4) + 1 = 146097 sayısıdır. Eklediğimiz 1, 400'e bölünen yılların artık yıl olmasındandır.
ilk örneğimizi 1 Ocak 1970 yılında başladığını varsayacağımız bir takvim sistemi için yapalım. Boş bir hesap tablosu açınız. Bir sütunu gün, ay, yıl biçiminde formatlayınız. Üstteki hücreye başlangıç tarihimiz olan 01/01/1970 yazınız. Bu hücre A3 ise bir alttaki hücreye =A3+1 yazınız. Bu hücreyi kopyalayarak aşağıya doğru yapıştırınız. Sütunda aşağı doğru birer artarak giden tarihleri görürsünüz.

Geriye doğru giden günleri de aynı kolaylıkta belirleyebilirsiniz. Burada da tamsayıları çıkararak örneği gerçekleştirebilirsiniz. Böylece tarihlere gün ekleyerek veya çıkararak farklı tarihleri elde edebildiğinizi gördünüz. Bu kadar bilgi ile bile çok yararlı ve eğlenceli tarih hesaplamaları yapabilirsiniz ama örnekleri bir adım daha ileri taşıyalım.

Diğer örneğimizi 1 Ocak 1900 yılında başladığını varsaydığımız bir takvim sistemi için yapalım. Bu kez yılların ilk günlerini görecek bir tablo hazırlayalım. Yine ilk hücreye başlangıç tarihimizi yazınız. Diğer hücrelere de 365 gün sonrasını ifade edecek toplama işlemini yazınız ve kopyalayarak çoğaltınız. 1 Ocak 1905 tarihini görmeyi umduğunuz hücrede bir gün önceki tarihi göreceksiniz. Hemen hatırladınız! 1904 yılı artık yıl olduğu için 366 gün çekiyor. Gerekli düzeltmeyi yaptıktan sonra doğru tarihi elde ettiniz!

365 ve 366 günleri yerine 36524 ve 36525 günlerini kullanarak sonraki ve önceki yüzyıllardaki tarihleri, biraz deneyim kazandıktan sonra diğer sayıları da kullanarak daha karmaşık tarihleri de hesaplayabilirsiniz. Sistematiği öğrendikten sonra sürekli toplamalar veya çıkarmalar yapmak yerine çarpma veya bölme işlemleri yaparak ilerleyebilirsiniz.

Biraz pratik yaptıktan sonra uğraşmanızı önererek son bir örnek vereyim. Tahmini olarak ne zaman emekli olacağınızı hesaplamaya ne dersiniz? Emekli olmak için belli bir iş günü çalışmanız gerekir. Önce bir yıldaki tahmini iş günü sayısını bulun. 7 gün olan 1 haftada 5 gün çalıştığınıza göre, orantı kurarak bir yıldaki tahmini iş günü sayısını bulabilirsiniz. Bu sayıdan yıllık izninizi ve diğer bayram tatillerini çıkarın. Tahmini kaç yılda emekli olacağınızı bulun. Bu sayıyı işe başlama tarihinize eklerseniz tahmini emeklilik tarihinizi bulursunuz. Tahmini emeklilik tarihinizden doğum tarihinizi çıkarırsanız tahmini emeklilik yaşınızı bulursunuz. İyisi mi bir an önce çalışmaya başlayın.

24 Ocak 2017 Salı

Diyetisyeninizin Söylemedikleri ve Canan Karatay'ın Söyledikleri


Diyetlerin genellikle başarısız olduğunu gözlemliyoruz. Kalori kontrollü beslenmeye geçildiği halde doygunluk duygusu oluşmadığı için programı sürdürmekte sorun oluyor.
"Zayıf ve stresli olmaktansa, şişman ve mutlu olmayı tercih ediyorum!" diye başlarız. "Hergün, herkes 1 gram alırmış. Yılda 350 gram, üç yılda bir kilo, on yılda 3.5 Kg. Benim kilo artışım normal!" diye devam ederiz. Otururken ayakkabımızı bağlayamayınca "biraz kilo versem iyi olur" deriz. Bel bölgesi yağlanmasının, karaciğer rahatsızlıklarının başlangıç nedeni olduğunu duyunca "Bu Pazartesi diyete başlıyorum" ile noktayı koyar ve diyete başlarız. Sonra "Kibrit kutusu kadar beyaz peynir, 4 tane zeytin" ile başlayan reçeteler. Ben burada reçetelerden değil diyetisyenin size söylemediklerinden söz edeceğim.
1 gram yağ yakmak için 7 kalori gereklidir. 1 kilo vermek için 7000 kalori yakmak gerekiyor. Hesaba devam edelim. Günde 1000 kalori az alırsanız, haftada 7000 kaloriyi vücudunuzdaki rezervlerden yakarsınız ve 1 kilo vermiş olursunuz. Neye göre daha az kalorili beslenelim? İdeal kilonuza göre. Peki, İdeal kilonuz nedir? Gelişmenizi tamamladığınızda, yirmili yaşlarda kaç kilo olduğunuzu hatırlayın. O zaman da göbekli miydiniz? "Dal gibi" bir yaşıtınız varsa o kaç kilo? Hala belirleyemediyseniz, boyunuzdan 10 çıkarın, "Dante gibi ortasındaysanız ömrün" 5 çıkarın. Örneğin boyum 175 santim, ideal kilom 75 - 5 = 70 kilo.
Buradan günlük kalori gereksiniminizi belirleyeceksiniz. Ağır bedensel işler yapmayan bir insan her kilosu için günde 24 - 27 arası kalori yakar. Kadınlar için 24, erkekler için 27 kalori diye düşünmek yanlış olmaz. 70 kilo * 27 kalori = 1900 kalori. Vücudunuzun yaşantısını devam ettirmesi için günde ortalama 1900 kalori yakıyorsunuz.
1000 kaloriden daha az kalori almak hiç önerilmiyor. Böbrek yanması ve safra kesesi taşları ile başlayan çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. 1000 kalori alıyorsunuz, 1900 kalori yakıyorsunuz, 1900 - 1000 = 900 hesabıyla günde 900 kaloriyi vücut rezervinden yakacaksınız. 1 gram yağ yakmak için 7 kalori gerektiğinden, 900 kalori / 7 kalori hesabıyla günde 128 gram, haftada 900 gram, ayda 4 kiloya yakın kilo vermiş olursunuz. İlk günlerde bedensel refleksler nedeniyle bu gerçekleşmiyor ama süre sonra işler yoluna giriyor.
Egzersizi de unutmayın. 70 kilo bir insan 1 saatte 5 kilometre yürüyerek 300 kalori yakar. 7 ye bölerseniz 42 gram vermenizi sağlar. Aksatmazsanız ayda bir kilo 200 gram eder. Sosyal ortamlarda alkol ve tatlı gibi "boş kalori" aldığınızda bu miktar kadar egzersizi artırmanız hesabı şaşırmanızın önüne geçer. "Su içsem yarıyor" gibi "sudan bahaneler" bulmak zorunda kalmazsınız.
Diyetin başarısını 4 - 13 kilo verip bir yıl o kiloda kalmak olarak tanımlarsak genellikle başarısız olduğunu gözlemliyoruz. Kalori kontrollü beslenmeye geçildiği halde doygunluk duygusu oluşmadığı için programı sürdürmekte sorun oluyor. Burada Canan Karatay (Not 1) devreye giriyor. Canan Hoca'nın belirttiği gibi doygunluk duygusunun oluşması için protein (vejeteryanlar için bitkisel protein olan baklagiller), zeytinyağı ve tereyağı gibi faydalı yağlar ile kavrulmamış kuruyemiş tüketmek gereklidir. Bu nedenle, şeker ve tahılları menülerden çıkarmanın yanısıra baklagiller, yumurta, faydalı yağlar ve çiğ kuruyemişleri eklemek gereklidir.
Geçen Nisan ayında Canan Hoca'nın konferansına katılıp dinlemiştim. Aklıma yattı. Günlük diyetimden çok sevdiğim bulgur pilavı, kıymalı kol böreği, fırında makarna, güllaç, profiterol gibi şekerli, unlu, nişastalı besinleri çıkardım, daha önce önemsemediğim diğerlerini ekledim. Altı ayda 17 kilo verdim. İdeal kiloma yaklaştıktan sonra ikinci faz olarak yine Canan Karatay'ın belirttiği düşük glisemik indeksli beslenmeyi uygulamaya başladım (Not 2).

Referanslar

(1) Canan Karatay web sayfası
(2) Canan Karatay Düşük glisemik indeksli beslenme
___ Glisemik indeks tablosu

15 Aralık 2016 Perşembe

Hem Edebi Olsun, Hem Roman Olmasın


Giriş


Haydarpaşa Garı Kitap GünleriArtık elimdeki kitapları bitirmeden yeni kitap almıyorum. Aldıklarım da genelde kurgusal olmayan kitaplar. Arada öyküler okuyorum. Örneğin O. Henry öykülerini severek okuyorum. Ama serçe parmağımdan daha kalın romanları okuyamıyorum. Kamelyalı Kadın, Sefiller, Jack London kitapları gibi klasikleri liseden beri pek okuyamıyorum. Geçenlerde Haydarpaşa garı içinde açılan fuara gitmiştik (1). Stand'ları gezerken SEL yayınları standında sohbete daldık. "Bana roman demeyin" dedim. Lafı nasıl sürdüreceğimi bir süre düşündüm. Hem edebi olsun, hem de kurgusal olmasın istiyorum. Sonra buldum. "Biyografi olsun" dedim. "Sanatçıların yaşam öykülerini anlatan kitaplar var mı?" Bana ik kitap verdi. O kitapları daha yeni bitirebildim. Biraz onlardan söz edeyim.

Elliot Engel'in Oscar Nasıl Wilde Oldu Kitabı


Birinci kitap "Oscar Nasıl Wilde Oldu". Amerikalı edebiyat profesörü Elliot Engel (2) yazmış. Hoş sohbet bir yazar. Edebiyatçılar hakkında okullarda öğretilmeyenleri yazmış. Zeynep Avcı'nın özenli çevirisinden detaylı dip notlardan çok bilgi edindim. Ben edebiyat tarihi ile ilgili olanları değil, sokak ve kulis dedikodularına değineceğim.

Şekspir

Şekspir dönemi hakkında çok ilginç şeyler yazmış. Büfeler daha önce tiyatroların dışında olurmuş, sonra içeri alınmış ve fahiş fiyatlarla satış o günlerden kalmış (Şimdi de iki, üç Liraya mal olan Naçoz'u sinemalarda 15 Liraya satıyorlar). O zaman büfelerde portakal, etli börek ve domates satılırmış. Diğerlerini yer, domatesleri beğenmedikleri piyeslerde sahneye atarlarmış. Tabi Şekspir piyeslerinde hiç domates atılmazmış. Şekspir o zaman da ünlüymüş. O zamanki tiyatro seyircisi orta öğrenim düzeyinde imiş. Koltuklarda oturacak kadar parası olmayanlar sahnenin yanında yerde otururlarmış. Onlara "toprakçı" denirmiş. Şekspir piyeslerini onlar için yazarmış. Halk öyküleri olan konularını zaten herkes bilirmiş.
Elliot Engel, Romeo ve Jülyet, Macbeth, Kral Lear, Hamlet, Othello, Jül Sezar, Antonius ve Kleopatra gibi trajedilerinin ana hatlarını da belirlemiş. Başlangıçta toplumun üst kesimlerinin üyeleri olan kahramanlar oyun sonunda alt kesim üyeleri durumuna düşerler. İkinci olarak sağ duyuyu bir kenara bırakarak aptalca işler yapan kahramanlar başlarını büyük derde sokarlar. Üçüncü olarak oyunu her biri deha eseri olan diyaloglar süsler.
Gerçekten de Şekspir İngilizce'ye 3.000 den fazla deyim kazandırmış (3). İngilizce'deki kalbimin derinliklerinden, dili tutulmak, fair play, azı karar, çoğu zarar, tanrı aşkına, benim için hepsi bir, konuya Fransız kaldım, şeytana borcunu ödeme zamanı, altın kalpli, gönül gözüyle, aşkın gözü kör, dünya bir sahnedir, insanlar da oyuncular, pılını, pırtını topla ve git gibi deyimler ilk olarak Şekspir'in piyeslerinde yer almış.

Charles Dickens

Kitapta yer alan çok sayıda yazardan dikkatimi çeken diğeri Charles Dickens (4). Yoksulluk içinde geçen bir çocukluktan ve bir çok işe girip çıktıktan sonra sipariş üzerine roman yazmaya başlıyor, haftalık fasiküller halinde yayınlanmasını sağlıyor. sonraki haftalar için motivasyon oluştursun diye fasiküllerin son paragraflarında en heyecanlı olayları yarım bırakıyor. İlk romanı Bay PickWick'in Maceraları'nın son fasikül yayınlandıktan sonra ciltli kitaplar da satışa çıkartılmasını sağlıyor. Bitmedi, fasiküllerde oluşan kağıttan ciltli kopyaları ucuza toplatıp yeniden ciltletip "özgün koleksiyoncu baskısı" diye yüksek fiyatlarla satılmasını sağlıyor. Böylece aynı kitabı, aynı okuyucu'ya üç kez satmayı başarıyor. Aynı yöntemle Oliver Twist fasiküllerine başlıyor, Viktorya döneminin en çok kazanan edebiyatçısı oluyor.

Giorgio Vasari'nin Sanatçıların Hayat Hikayeleri Kitabı

Aldığım İkinci kitap "Sanatçıların Hayat Hikayeleri". Floransa'lı Giorgio Vasari (5) yazmış. Usta işi çeviri Elif Gökteke (6). Ben önce daha yakın bir çağda yazıldığını sandım. Sonra baktım Vasari çok yeni değil. Medici sarayının ressamlarından. İtalyan rönesans sanatçıların ilk biyografilerini yazmış. Sanat tarihçiliğinin kurucusu olarak kabul ediliyor. Hatta "Rönesans" lafını ilk yazan kişi olduğu söyleniyor. Kitabında da belirttiği gibi "Yazmak yapmak kadar, hatta daha önemli, yazmayanların yaptıkları zamanla unutuluyor." Yazdıklarıyla kendisi de unutulmayanlar arasında yerini alıyor.
Sonuç olarak Dünyanın ilk sanat tarihi kitabını almışım. Okumaya başladım. Zamanın sanatçılarının tamamına yakınını şöyle niteleyerek anlatmaya başlıyor: Kuyumcu, heykeltraş, ressam, mimar, müzisyen. Mimarlık diğer sanatların bileşeni. Aslında çoğu polimat (hezarfen) denilebilecek adamlar. Dönemin matematik, pozitif bilimler ve tıp konusunda bilgilerine sahipler. Ben yine atölye dedikodularına değineceğim.

Nanni Grosso

Bunlardan Andrea del Verrocchio'nun öğrencisi Nanni Grosso alışılmadık biriymiş. Atölyesinden ayrılmasını gerektirecek hiç bir siparişi kabul etmezmiş. Mahzen ve kilerlere izin almadan serbestçe girip, yiyip, içebilme hakkı verilmiyorsa yine siparişleri kabul etmiyormuş. Bir keresinde hastaneden çıktıktan sonra arkadaşları ziyaretine gelmişler hatırını sormuşlar. "berbat durumdayım" demiş. Ama "iyileşmişsin" demişler. "İşte o yüzden berbat haldeyim, rahat ettiğim, iyi bakım gördüğüm hastanede kalabilmek için illa ateşimin çıkması gerek." demiş. Son nefesini vermeden önce odasına kötü yapılmış bir haç getirmişler. "O çirkin şeyi gözümün önünden kaldırsınlar ve Donatello'nun yaptığı bir haç getirsinler" diye yalvarmış.

Leonardo da Vinci

Bütün zamanların en büyük polimatı. Filozof, astronom, mimar, mühendis, mucit, matematikçi, anatomist, müzisyen, heykeltıraş, botanist, jeolog, kartograf, yazar ve ressam. İncir ağacından kalkan yapan bir adam üstüne resim yapması ricasıyla babası Piero da Vinci'ye vermiş. Babası Leonardo'ya iletmiş (Rönesans döneminde bile tanıdık ve torpil varmış). Bakmış eğri büğrü, tesviye edip pürüzsüz hale getirmiş. Bir süre nasıl bir resim yapacağını düşünmüş. Kendinden başka kimsenin girmediği bir odaya kertenkeleler, yılanlar, böcekler, yarasalar ve çekirgeler gibi çeşitli türlerden hayvanlar getirmiş ve uzun bir süre onları incelemiş. İnceleme o kadar uzun sürmüş ki ortalık kokudan geçilmez bir hale gelmiş. Bitirdikten sonra adam ve Leonardo'nun babası gelmişler. Leonardo "Gidin içeriden alın." demiş. Tarif ettiği şovalyenin örtüsünü açınca gördüklerini canlı sanan adam korkuyla çığlık atmış ve dehşet içinde geri çekilmiş. Leonardo'nun babası Piero adama başka bir kalkan almış. O kalkanı da Floransalı tüccarlara 100 düka altına satmış. Sonunda kalkan 300 altın ödeyen Milano dükünün eline geçmiş (Gördüğünüz gibi o zaman da bal tutan parmağını yalarmış. Ailedeki bir üretimden diğer aile üyeleri de yararlanırmış).
Ünlü "Son yemek" resmini yaparken duvara çok sayıda havarinin resmini yapması gerekiyormuş. İş uzadıkça başkeşiş acele etmesi için sıkıştırıyormuş. Dükün huzurunda Yahuda'nın (İsa'ya ihanet eden havari Judas) kendisine bahşedilen onca lütfa karşılık, iradesini bu kadar zalimce katılaştıran bir adamın yüz hatlarını oluşturan özellikleri tasavvur etmekte zorlandığını söyledikten sonra "Eğer hiç bir model bulamazsam şu münasebetsiz ve ısrarcı başkeşiş'in başı var hiç olmazsa" demiş. Dük kahkahalarla gülmüş ve Leonardo'ya hak vermiş. Vasari'nin söylediğine göre zavallı başkeşiş Leonardo'yu sıkıştırmaktan vazgeçip bahçesindeki ırgatların ensesinde boza pişirmeye gitmiş.
Leonardo çok ta gururluymuş. Bankadan ücretini çekmek için gittiğinde bir gün kasiyer bozuk para olarak ödemeye kalkmış. "Ben üç-beş kuruşluk bir ressam değilim" demiş ve parayı almamış.
Bir keresinde de papadan bir resim siparişi aldıktan sonra vernik için yağları damıtmaya başlamış. Papa dehşet içinde haykırmış "Aman Tanrım, bu adam hiçbir zaman hiçbir şey yapmayacak. Daha başlamadan işi bitirmeyi düşünüyor."

Sonuç

Vasari kitabında Floransalı hemşehrilerine daha çok yer vermiş. Demek ki hemşericilik 16. yüzyıldan bu yana varolan bir yöntem. Bu da geleceğe yönelik umutlarımın kırılmasına yol açtı.

Referanslar

25 Kasım 2014 Salı

Adidas ve Puma Rekabeti - Düşman Kardeşler

Adolf ve Rudolf Dassler kardeşler babalarının 1920'lerde başlattığı spor ayakkabı üretimini birlikte sürdürüyorlardı. Kısa isimleriyle Adi ve Rudi kardeşler 1936 olimpiyatlarında ABD'li Jesse Owens'a spor ayakkabılarını sağlıyorlar. Jesse Owens dört altın madalya alınca birden ünlü oluyorlar.

İkinci Dünya Savaşı başlayınca Naziler postal üretmek için fabrikaya el koyuyor. Bu arada Rudi Amerikalılara esir düşüyor ve esir kampına konuyor. Kardeşi Adi'nin Amerikalılarla ve müttefiklerle arasının iyi olduğu bir sır değil. Rudi, kendisini esir kampından kurtarmadığı için kardeşini affetmiyor. 

Savaştan sonra fabrikayı kapatıyorlar. Ayrı ayrı işletmeler kuruyorlar. Adi Dassler, Adidas'ı kuruyor. Rudi Dassler Puma'yı kuruyor. 40 işçi Adidas'a, 13 işçi Puma'ya geçiyor. Kardeşler birbirlerine de küsüyorlar ve ölünceye kadar birbirleriyle konuşmuyorlar. İşin garibi aile içi düşmanlık hala devam ediyor. Düşmanlığın vardığı noktaları duysanız inanmazsınız:
  • Aurach Deresinin bir tarafında Adidas, diğer tarafında Puma çalışanları ve aileleri yaşıyor. Kesinlikle bir araya gelmiyorlar. Birbirlerini gördüklerinde yollarını değiştiriyorlar, kesinlikle konuşmuyorlar.
  • Ailelerin ve çalışanların çocukları diğer firmada çalışan kuzenleriyle oynamıyorlar ve yalnızca kendi aile bireyleri tarafından üretilen spor malzemeleri kullanıyorlar.
  • Farklı marketlerden alış veriş yapıyorlar.
  • Birbirleriyle evlenmiyorlar.
  • Adidas'ta çalışanlar Ansbacher Tor, Puma'da çalışanlar Cafe Mauser'de bira içiyorlar.
  • Puma işçileri, Adidas işçileri ile karşılaşmamak için sabahın erken saatlerinde iş başı yapıyorlar.
  • Rekabet bazen ulusal bir soruna dönüşüyor. Babası Puma fabrikasında çalışan yıldız futbolcu Lothar Matthaus, Bundes Liga'daki ilk sözleşmesini malzemelerini Puma'dan sağlayan Borussia Munchengladbach takımı ile imzalıyor.
  • Puma'nın kurucusu Rudi Dassler'in torunu Frank'ın Adidas'a geçmesi büyük yankı yapıyor.
  • Kasabanın rahibi aileler arasındaki gerginliği azaltmak için pazar ayinlerinde bir ayağına Adidas, diğer ayağına Puma marka ayakkabı giyiyor.
  • Şirket yazışmalarında rakip şirketin adını kullanmaları gerektiğinde "ismi lazım değil" deyimini kullanıyorlar.